Okuma Alışkanlığı Kurmanın Yolları: Sürdürülebilir Bir Sistem
Kitap okumak isteyip okuyamayanlar için: doğru kitabı seçmek, dikkat süresini yeniden kurmak, okumayı rutine bağlamak ve okuduğunu akılda tutmak.
Mert Koralp 5 dk okuma
Kitap okumak isteyip okuyamayan insanların çoğu tembel değildir. Aksine, genellikle listelerinde onlarca kitap, başucunda yarım kalmış üç dört cilt ve kafalarında ciddi bir suçluluk duygusu vardır. Sorun istekte değil, kurulan sistemdedir. Okuma, iradeyle sürdürülen bir performans değil, günlük hayatın içine yerleştirilmiş küçük bir alışkanlıktır. Yerleştiği anda çaba gerektirmeyi bırakır.
Bu yazıda okuma alışkanlığını gerçekten kalıcı kılan yöntemleri ele alıyoruz: doğru kitabı seçmekten okuma ortamını kurmaya, dikkat sorunlarını çözmekten okuduğunu akılda tutmaya kadar. Birçok kişi okumayı bir fincan içecekle birlikte ritüel haline getiriyor; bu tercih zamanlaması iyi kurulduğunda işe yarıyor, çünkü kahvenin vücuda etkileri hem uyanıklık hem de uyku üzerinde belirleyici olabiliyor.
Bitirme zorunluluğundan kurtulmak
Okuma alışkanlığını en çok baltalayan inanç, başlanan her kitabın bitirilmesi gerektiğidir. Sizi sıkan bir kitapta ısrar etmek, okumayı bir görev haline getirir ve bir süre sonra kitaba uzanmaktan tamamen kaçınırsınız. Elli sayfa kuralı yaygın ve işlevsel bir ölçüttür: elli sayfa sonunda kitap sizi hâlâ tutmuyorsa bırakın. Bu bir başarısızlık değil, tercih ayıklamasıdır. Bırakılan kitap yıllar sonra tekrar denendiğinde çoğu zaman bambaşka bir deneyim sunar; mesele kitabın kalitesi değil, zamanlamadır.
Doğru kitapla başlamak
Yeniden okumaya başlayan biri için ilk kitap kritik öneme sahiptir. Klasik ve ağır bir eserle başlamak, hem yavaş ilerlediği hem de yorucu olduğu için erken vazgeçmeye yol açar. Sizi sayfayı çevirmeye zorlayan, akıcı ve keyifli bir kitapla başlamak çok daha akıllıcadır. Kimseye kanıtlamanız gereken bir şey yok; okuduğunuz kitabın "yeterince ciddi" olması gerekmiyor. İvme kazandıktan sonra daha ağır metinlere geçmek doğal biçimde gerçekleşir.
Küçük ve gerçekçi hedefler
Yılda elli kitap gibi hedefler motive edici görünse de çoğu zaman okumayı bir sayaç yarışına çevirir. Daha işlevsel bir yaklaşım süre ya da sayfa üzerinden ilerlemektir: günde on sayfa ya da on beş dakika. Bu ölçüde bir hedef, en yoğun günlerde bile tutturulabilir ve tam da bu yüzden zinciri kırmaz. Günde on sayfa, yılda üç bin altı yüz sayfa demektir; bu da ortalama on iki kitaba karşılık gelir. Küçük görünen sayı, sürekliliğe bağlandığında büyür.
Zamanı bulmak değil, bir yere bağlamak
"Zaman bulunca okurum" cümlesi neredeyse hiç işe yaramaz, çünkü boş zaman kendiliğinden ortaya çıkmaz. Etkili yöntem, okumayı zaten yaptığınız bir davranışın hemen arkasına eklemektir. Sabah kahvenizi içerken, öğle yemeğinden sonraki on beş dakikada, yatağa girdikten sonra. Yeni alışkanlıklar boşlukta değil, mevcut rutinlerin üzerine kurulduğunda tutar. Bir de tersini yapmak gerekir: okumaya ayırdığınız zamanı yiyen davranışı belirleyip onu zorlaştırmak.
Kitabı görünür kılmak
Ortam, iradeden daha güçlüdür. Kitap çantanın dibindeyse, rafın en üstündeyse ya da başka bir odadaysa okunmaz. Telefon ise her zaman elinizin altındadır ve bu yüzden kazanır. Bu dengeyi tersine çevirmek basit bir düzenlemeyle mümkündür: kitabı yatağın yanına, koltuğun koluna, çalışma masasının üstüne bırakın; telefonu ise başka bir odada şarj edin. Evin birkaç farklı köşesinde birer kitap bulundurmak da işe yarar; boşluk anlarında elin uzandığı ilk nesne neyse o okunur.
Dikkat süresini yeniden inşa etmek
Uzun metin okumakta zorlanmak yaygın bir şikayet ve nedeni genellikle dikkatin kısa içeriklere alışmasıdır. Bu durum kalıcı değildir, ama antrenman ister. Yirmi dakikalık kesintisiz okuma bloklarıyla başlayıp süreyi kademeli artırmak etkili bir yöntemdir. Bu bloklar sırasında telefonu sessize almak yetmez; görüş alanından çıkarmak gerekir. İlk günlerde zihin sürekli başka yere kayacaktır. Bu normaldir ve fark ettiğiniz anda sayfaya geri dönmek, sürecin kendisidir.
Sesli kitap ve e-kitap gerçekten okumak mıdır?
Bu tartışmanın pratik bir cevabı var: amaç metinle ilişki kurmaksa, format ikincildir. Sesli kitap; yolda, mutfakta, yürüyüşte ölü zamanı değerlendirir ve okuma hacmini ciddi biçimde artırır. E-kitap okuyucular ise yanınızda kütüphane taşımanızı sağlar, karanlıkta okumaya izin verir ve yazı boyutu ayarıyla göz yorgunluğunu azaltır. Basılı kitabın avantajı ise dikkat dağıtıcı bildirim içermemesi ve sayfada fiziksel olarak nerede olduğunuzu hissettirmesidir. En doğru format, sizi düzenli okutan formattır.
Not almak ve akılda kalmasını sağlamak
Okuduğunu unutmak, okumamış olmak anlamına gelmez; ama biraz emek, kalıcılığı belirgin biçimde artırır. Kurşun kalemle altını çizmek, sayfa kenarına kısa notlar düşmek ya da kitabı bitirdikten sonra beş cümlelik bir özet yazmak yeterlidir. En etkili yöntemlerden biri de okuduklarınızı birine anlatmaktır; anlatmak, bilgiyi zihinde yeniden düzenlemeye zorlar. Ayrı bir defterde tutulan kısa alıntı ve fikir listesi, yıllar sonra kitabın kendisinden daha çok işe yarar.
Okuma listesini yönetmek
Uzayan okuma listeleri motive etmek yerine bunaltır. İki katmanlı bir yapı daha rahattır: uzun bir "bir gün" listesi ve yalnızca üç beş kitaptan oluşan kısa bir "sıradaki" listesi. Kitabı bitirdiğinizde bir sonrakini aramakla vakit kaybetmezsiniz, ki bu arayış çoğu okuma serisini bitiren nokta olur. Kütüphane üyeliği ve ikinci el kitapçılar da listeyi büyütmenin maliyetini düşürür ve beğenmediğiniz kitabı bırakmayı psikolojik olarak kolaylaştırır.
Sosyal boyut ve süreklilik
Okumayı yalnız yapılan bir iş olmaktan çıkarmak, alışkanlığın ömrünü uzatır. Bir arkadaşla aynı kitabı okuyup konuşmak, küçük bir okuma grubuna katılmak ya da evde belirli bir saati birlikte okuma zamanı ilan etmek hem hesap verebilirlik hem de keyif yaratır. Zincirin bir gün kırılması ise sorun değildir; asıl mesele ertesi gün geri dönmektir. Okuma alışkanlığı kusursuz bir seriden değil, defalarca yeniden başlamaktan doğar ve bir kez oturduğunda günün en dinlendirici on beş dakikası haline gelir.